Otizm Terimi Nasıl Ortaya Çıktı ?

0
408
Otizm Terimi Ortaya Nasıl Çıktı ?

1940-50 yıllarında,bu dönem, OSB (Otizm Spektrum Bozukluğu) ile ilgili ilk çalışmaların yapıldığı ve bu çalışmaları açıklayan ilk makalelerin yayınlandığı dönem olarak kabul edilebilir. Bunlardan ilki, Leo Kanner (1943; Baltimore, ABD) ve diğeri, Hans Asperger’dir (1944; Viyana, Avusturya). Amerika’nın ilk çocuk psikiyatrı olan Leo Kanner, 1943 yılında kendi hastası olan 11 çocuğun normal gelişim kabul edilen bazı davranışlarının ve özelliklerinin farklı olduğunu farketmiş ve bunun üzerinde daha ayrıntılı çalışmalar yapmaya başlamıştır. Bu çocukların üç ortak özellik gösterdiğini belirlemiştir.

  • İlk özellik; çevreleri ile iletişim kurmamaları, ben merkezli düşünen, dış dünyadan kopuk, kendi iç dünyalarında yaşamalarıdır.
  • İkinci özellik, aynı davranışlara ilişkin ısrarlı motor davranış tekrarları (stereotip), davranışları engellendiğinde, çevrelerinde ve günlük yaşamlarında beklemedikleri bir değişiklik olduğunda ya da rutinlerinden farklı davranmaları istendiğinde bu değişimlere direnç göstermeleri, mutsuz olmaları ve buna öfke nöbeti geçirecek kadar aşırı tepki göstermeleridir. Bu durum için Kanner, “aynılık ısrarı” (insistence on sameness) kavramını kullanmıştır.
  • Üçüncü özellik ise çocuklardan bazılarının hiç konuşmaması ya da konuşsalar bile amaçlı ve uygun bir iletişim biçimi göstermemeleri, kendileri için üçüncü kişi zamiri kullanmaları ve tekrarlı konuşmalar yapmalarıdır.

Kanner, bu çocukların sağlıklı, güzel ve zeki olduklarını, her birinin “kendine özgü”, “etkileyici” ve insanı “büyüleyen” özelliklerinin olduğunu ve bu nedenle, çocukların ayrıntılı olarak incelenmeye değer olduğunu belirtmiştir. Bunların dışında sembolleştirme, soyutlama ve kavramları anlama güçlükleri yaşadıkları da gözlenmiştir. Daha sonra çocuklardaki bu farklılığı, incelediği çocuklarda görülen bilişsel, iletişim ve duygusal bozuklukları betimleyen “bebeklik otizmi”, “erken çocukluk otizmi” olarak isimlendirmiştir. Kanner’in resmî ve klinik tanımı olan “otizm” terimi, yıllardır güncelliğini korumuş ve tanılamada kullanılan DSM IV’te bu ilk biçimiyle yer almıştır. Kanner (1943), ilk makalesinde çocukların özelliklerinin yanı sıra bu çocukların ailelerine ilişkin açıklamalar da yapmıştır. Bu bozukluğun başlangıcından ilerlemesine kadar nedenlerini içeren süreçte ailenin rolünün ne olduğuna ilişkin genetik konular üzerinde de durmuştur. Bu çocuklar ve aileleri arasında önemli problemler olduğuna, bu rahatsızlığın doğuştan geldiğine; ancak, bir klinisyen olarak bu durumun ortaya çıkmasında diğer koşulların da etmen olduğuna inanmıştır. Bu konudaki ayrıntılı açıklamalara izleyen bölümde yer verilmektedir. Kanner’den sonra 1944 yılında Avusturya’nın Viyana kentinde çocuk doktoru olan Hans Asperger de otizm üzerine bir çalışma yapmış ve makalesi yayımlanmıştır. Asperger, okul çağı ve ergen olan dört erkek çocuğunu incelediğinde; bu çocuklarda tek yönlü iletişim, diğer kişilere karşı empati göstermeme, ağır sosyal yetersizlik, motor becerilerinde yetersizlik, bir konu üzerinde yoğunlaşma ya da sınırlı ilgi gibi ortak özellikler olduğunu belirlemiştir. Makalesi Almanca olarak yayımlanmış ve günümüzde de “Asperger Sendromu” olarak isimlendirilen ve ayrı bir kategoride yer alan özelliklerden bahsetmiştir. Asperger, çalıştığı bu çocukları tanımlarken “otistik psikopati” terimini kullanmıştır. Ayrıca bu çocukların normal zekâya ya da yüksek zekâya sahip; ancak, sosyal beceriler bakımından yetersiz oldukları, konuşmalarının iyi olduğunu; fakat özel bir konu hakkında monolog konuşabildiklerini, öğrenme güçlüğü gösterdiklerini, konuşurken zayıf tonlama yaptıklarını, beden dilini çok az kullanabildiklerini ve sözel olmayan iletişim becerileri açısından da sıra dışı olduklarını belirtmiştir. Bu yeni sendrom, eski dönemlerden kalmış ve kalıplaşmış “dâhi olan deli” terimi 26 T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Otizm Spektrum Bozukluğu ile karıştırılmış ve özellikle otistik özelliklere sahip erkeklerde daha fazla görüldüğü düşüncesi hızla yayılmıştır. Asperger, çabuk konuşan ve keskin zekâya sahip olan bu çocukları “küçük profesörler” (little professors) olarak tanımlamıştır. Asperger’in makalesi; II. Dünya Savaşı sırasında, Almanya’da, Almanca olarak yayınlandığı için İngilizce bilen psikiyatristler tarafından gözardı edilmiştir; ancak İngiliz psikiyatristi olan Lorna Wing 1981 yılında, Asperger’in çalışmasına kendi makalesinde yer vererek “Asperger Sendromu” terimini kullanmış ve İngiliz ve Amerikalı profesyonellerin dikkatlerini çekmeyi başarmıştır. Daha sonra Uta Frith, 1991 yılında Almanca makaleyi İngilizceye çevirmiştir. Bu sayede Asperger’in çalışmaları tüm dünyada yayılmaya ve bu konu üzerine daha derinlemesine araştırmalar gerçekleştirilmeye başlanmıştır. O yıllardan günümüze kadar uluslararası sınıflama sisteminde bu isimle betimlenmiştir. Asperger terimi, uzun yıllar geniş platformda tanınmamış; ancak son yıllarda DSM-IV ve ICD- 10 (Classification of Mental and Behavioural Disorders) içeriğinde dikkat çeken bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kaynak: Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü 2016

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here